Capítulo III. Resultados y Discusión
3.4 Obtención y caracterización de productos
ons, çev. Mark Sainsbury vd. (Chicago: University of Chicago Press, 1980); Ta
keo Doi, The Anatomy o f Dependence, çev. John Bester (New York: Kodansha, 1973).
güçlü ve zayıf arasındaki ilişkiye benzem ese de, burada da kişinin tek başına ayakta duram ayacağı açıkça kabul edilirdi. XV II. yüzyıl da Le parfait negotiant [Kusursuz Tüccar] kitabını yazan Jacques Savary, ilahi kudret, “insanların ticaret yapm asını ve böylece birbir lerine yardım etm e ihtiyacı hissederek aralarında arkadaşlık k u rm a larını ister” d iy o rd u / B ir yüzyıl sonra, M ontesquieu “tic a r e t.... b ar barca davranışları törpüler ve yum uşatır” gözlem inde bulunuyordu.5
Şüphesiz, m odern iş ilişkilerine de karşılıklı ihtiyaç hâkim dir; ihtiyaç olm azsa ticaret de olm az. Çoğu insan için bu eşitsiz bir ihti yaçtır, zira m odem em ek piyasasında birçok insan başkası hesabına çalışm ak durum undadır. Yeni düzen bu apaçık bağım lılığı silem e- miştir; örneğin A B D ’de tam zam anlı, kendi hesabına çalışanların sayısı son kırk yıldır yüzde 8.5 düzeyinde sabit kalm ıştır.
Bir tek sarsıcı başarısızlık bile, çoğu insanın uzun vadede kendi başına yeterli olm adığını anlam asına yeter. IBM program cılarının yaşadığı deneyim in en çarpıcı yönü, başarısızlıktan, utanç veya p iş m anlık hissetm eksizin, açıkça bahsetm eleriydi. A ncak bu sonuca ulaşm ak, bir araya gelm elerini gerektirdi ve her birini diğerlerine daha da yaklaştırdı. Program cıların başarısı - k i bunun abartılı bir ifade olduğunu d ü şünm üyorum -, ne birbirlerine ihtiyaç duym aktan ne de yetersizliklerinden utanç duym adıkları bir aşam aya varm ış o l m alarıydı.
K işinin kendi sınırlarına ve başkalarına bağım lılığına olum lu bir gözle bakm ası, ekonom i politiğin değil de dini etiğin alanına g iri yorm uş gibi gelebilir. A ncak bağım lı olm aktan utanç duym anın pratik bir sonucu vardır. Bu utanç, karşılıklı güven ve bağlılığı aşın dırır; bu sosyal bağların yok oluşu da bütün kolektif yapılar için bir tehdit oluşturur.
Güven sorunu iki biçim alır; birincisinde, sadece ortada güven yoktur, İkincisindeyse, kişi diğerlerinden aktif biçim de şüphe de et m ektedir. Y ukarıda değindiğim iz gibi, güven ilişkisi, bürokrasilerin çatlak ve yarıklarında, insanların kim e güvenebileceklerini öğren m esiyle birlikte, enform el biçim de gelişir. Güven ilişkileri, asıl ola
4. Jacques Savary, Le parfait nâgotiant(Par\s, 1675; 1713), s. 1. 5. Robert de Montesquieu, Esprit des Lois, XX, i.
rak, insanların sorun yaşadığı ve yardım ihtiyacının yoğunlaştığı dönem lerde sınanır. B o sto n ’daki fırıncıların arasında bu kadar zayıf bir dayanışm a duygusunun olm asının nedeni, m akineler bozulunca çaresiz durum a düşm eleriydi. Fırıncılar, haklı olarak, bir kriz anın da birbirlerine güvenem eyeceklerini düşünürler. K im se m akineler den anlam az; insanlar esnek bir zam an program ına göre içeri hızla girer ve çıkar; her birinin ikinci işi ve başka sorum lulukları vardır. K arşılıklı bir şüphe olm asa da, güven de yoktur; zira güvenin yeşe receği bir tem el bulunm az. Esnek bir iktidar ilişkisi de güvenin ol m adığı bir durum yaratabilir. A nthony S am p so n ’a göre, IB M işten çıkarm alar sürecinde, şirkette kalan çalışanlarına, yalnız oldukları nı ve şirketin korum ası altında olm adıklarını hissettirerek güveni yok etti. Bu davranış şu güçlü m esajı verdi: K riz sırasında kendim i zi toparlam am ız gerekli; eğer adım larına dikkat etm ezsen yola sen siz de devam ederiz.
İnsanlar m uhtaç olm aktan dolayı utanç duym aya başlayınca, di ğerlerine karşı iyice şüpheci ve güvensiz olurlar. Ö rneğin, R o se’un reklam ajansındaki genç kadınlara karşı hissettiği ikideğerli duygu lan ele alalım . Yeni işi, R o se ’un yaşıyla ilgili bir kriz yaşam asına yol açm ış, bu da giysileri ve gözlükleri konusundaki tutum una yan sım ıştı. G örünüm ünden utandığı kadar, başkalan tarafından beğe nilm eyi istediği için de utanıyor, hem genç k adınlann kendisini b e ğenm esini istiyor, beğendiklerindeyse onlara inanm ıyordu. Onunla sohbet ettiğim aylarda, defalarca bu kadınların ona “patronluk tas ladığından” bahsetti; onların söz ve davranışları karşısında duydu ğu şüphe ve kaygı, sadece bir yüze gülücü olarak gördüğü takım “kolaylaştırıcı”sının karşısında hissettiği kaygıdan çok daha derin di.
Bu durum un bir kişinin gururunun incinm esinden ibaret olduğu nu kesinlikle düşünm üyorum . Sosyal refah gereksinim i, h aklan ve sosyal güvenlik ağı konusundaki günce), tartışm ada, bir yanda para zitlik suçlam alan varsa, diğer yanda da horgörülen kişilerin öfkesi vardır. K işinin bağım lılık ve yetersizlik duygusu utanç verici hale gelirse, horgörülen insan öfkelenm ekten alıkoyam az kendini. D i ğerlerine yeniden güvenm ek kişinin kendi kendine başardığı b ire y -
lemdir; kişinin savunm asızlık duygusunu kırm asını gerektirir. Fakat bu davranış ancak belirli bir toplum sal bağlam da gerçekleşebilir. Bağım sızlığı ve özerkliği olum layan şirketler, çalışanlarına ilham verm ek bir yana, onların savunm asızlık hissini körükler. B ir kriz anında başkalarına güvenilm esini ak tif olarak savunm ayan toplum sal yapılar bile o nötr güvensizlik durum unu yaratır.
“G üven,” “karşılıklı sorum luluk,” “ bağlılık,” gibi kelim elerin tam a mı “kom üniteryanizm ” [cem aatçilik] denen hareket tarafından sa- hiplenilm iştir. Bu hareket ahlâki standartlan güçlendirm eye çalışır, kişiden başkalan için özveride bulunm asını talep eder ve insanın or tak ilkelere uym ası durum unda, tek başına yaşayam ayacağı bir k ar şılıklı güç ve duygusal tatm in hissi yaşayacağını vaat eder. K om ü- niteryanizm in güven ve bağlılığı sahiplenm e biçimi bana göre epey sorunlu; bu hareket yanlış yere bir cem aatin gücünün kaynağının birlik duygusu olduğunu savunuyor ve yine yanlış biçim de, cem a atin içinde çelişkiler belirdiği zam an sosyal bağların tehlikeye düşe ceğini düşünüyor.
B ir cem aatin bütünlüğünü nasıl sağladığına d air daha gerçekçi bir bakış, L ew is C o ser’in T he F unctions o f Social C onflict [T op lum sal İhtilafın İşlevleri] adlı klasik çalışm asında bulunur.6 C oser, sözlü ihtilafların insanları sözlü anlaşm alardan daha fazla birbirine bağladığını söyler. İhtilaf sırasında, insanlar iletişim kurm ak için daha yoğun çaba sa rf eder; diplom atik pazarlıklarda ya da toplusöz leşm elerde olduğu gibi, giderek ilişkinin tem eli belirginleşm eye başlar. C oser taraflar sonuçta b ir anlaşm aya varsa dahi, görüş fa rk lılıklarının daha keskin ve bariz hale geldiğini belirtir: İnsanların, aralarındaki farklılıkları daha net biçim de hissettikleri halde birbir lerini dinlem eyi ve tartışm ayı öğrenm esiyle birlikte, ihtilafın yaşan dığı ortam giderek bir cem aate dönüşür.
Bu ortak “ biz” duygusu, m odem kom üniteryanizm de sık sık karşılaştığım ız gibi ortak değerlerin yüzeysel biçim de paylaşılm a
6. Bkz. Lewis Coser, The Functions o f Social Conflict (New York: Free Press,